Muhammet Erkam Avcı
Ne mutlu gidecek daha çok yolu olanlara.
Kimi zaman Karadeniz’in su ile yıkanmış topraklarında, kimi zaman İç Anadolu’nun gözleri yoran bozkırlarında, kimi zaman Ege’nin şirin köylerinde olduk. Marmara’nın, Marmara’ya benzemeyen köylerinde güneşi açtık. Güneşin doğduğu Doğu Anadolu, artık uzak olmadı bize. 34 il, dile koy bir avuç dolusu üniversite öğrencisi 34 ilde 47 defa güneşin açmasına vesile oldu. 15.000’den fazla kardeşinin yüzlerinde gülücük, gözlerinde umut, yüreklerinde sevgi oldu.
Rotamız Balıkesir’di şimdi. Bir avuç dolusu gönüllü hazırlanmıştı “umut yolculuğu” için. Tek bir amaç sarmıştı otobüsü dolduran 35 gönüllüyü. Dursunbey ve Kepsut’un çocuklarına istedikleri vakit daha iyi yerlere gelebileceklerini hissettirmek. GÇYK’nin çocuklara katkılarının yanında, hiç şüphesiz biz gönüllülere katkısı da çokçadır. İlk projesi olan gönüllüler bu sevgi ortamının içinde hiç yabancılık çekmez. Hemen konuşuruz kırk yıllık dost gibi, hemen düşünürüz nasıl daha iyi proje yaparız diye. Otobüs gecenin karanlığında ilerlerken, biz güneşi hazırlıyorduk daha fazla parlasın diye. Hazırlıklar tamamlanmış, köye yaklaşmıştık.
Bir yörük köyü karşılıyordu bizi. Dar sokaklar, birbirine yakın ve kerpiçten evler. Otobüsümüze uzanmıştı tüm köyün gözleri. Erkeği kadını, yaşlısı genci köy okulunda toplanmıştı. Eller sallanmaya başlanmıştı. Tekerlekler dönüyor, otobüs okula yanaşıyordu. Gönüllülere; “Hadi çocuklara sarılın” diyordu umut otobüsümüz. O an, ilk donuş, ilk hoş geldiniz. Gün başlamıştı. GÇYK’nin gülen, gülümseten güneşi bir köyde daha doğmuştu. Marmara’yı, Üniversite’yi sevgiyi, hayal etmeyi bir köy daha öğreniyordu. Sevgi çemberi kurulmuştu. Zıplayarak, gülerek başlamıştık güne. Bize Balıkesir yöresinin en güzel oyunlarını sunmuştu kardeşlerimiz. Etkinlikler başlıyordu, abi ablalar, kardeşlerine bilgiler sunmak için yarışıyordu. Bu köy okulunda, diğer projelerden farklı olarak yüzden fazla veli de bize kulak vermişti. Onlara okutmanın, çocuklarını sevmenin öneminden bahsetmiştik. Hepsi dikkatle dinlemiş, kimi vicdanıyla hesaplaşıp gözyaşı dökmüş, kimi “iyi ki geldinizi” ağzından eksik etmemiş. Kimi sorularla bizi sarmıştı. Öğretmenlerimize sunumda ise onlara ilk yıllarındaki heyecanları hatırlatmış, mesleklerinin kutsallığını bir kez daha dile getirmiştik. Projelerde zaman o kadar hızlı geçer ki. Otobüsten inme ile binme arasında sadece sevgi kadar fark olur. Bu sevgiyi, mutluluğu almış ve dağıtmış olarak projeyi tamamlıyorduk. Bayram gibi bir günün ardından “Hayat Bayram Olsa” diyerek otobüsümüze döndük. Dar sokaklar arasında otobüsümüz başka diyarlara yol alırken. Kardeşlerimiz bize el sallayarak eşlik etti. Günün başlangıcında içerisinde merak olan gözler, şimdi bizlere “Bekleyin bizi üniversiteye” diyordu.
Sıradaki durağımız YİBO’ydu. Yatlı İlköğretim Bölge Okulu benim adlandırmamla “yüreğinin içine baktığın ortam” . Yüreğinle, kendinle yüzleştiğin, geçmişinden pişmanlıklar yaşadığın ortam. “Keşkelerin” dillendirildiğini, “umarımların” arttığı yer. Seksen kardeşimiz burada bizleri karşılıyordu. 47 projedir olan yine olmuştu; projelerde yağmur bizle birlikte gelir ama çocuklarla oynamamıza, paylaşımda bulunmamıza izin verir. Yine bu gerçekleşmişti, bizde bunu fırsat bilerek yemek saatine kadar kardeşlerimizle hoşça vakit geçirdik. Yemek sırasında anılardan, hayallerden bahsedildi. Hep birlikte yenilen yemekten sonra. Kardeşlerimize ders çalışmanın, başarılı olmanın yollarını anlattık dilimiz döndüğünce. Etkinliklerden sonra geçtik yatakhanelere, sırlar paylaştık, duygularımız yoğunlaşırken. Huzurla uyuduk, kardeşlerimiz huzurla uyuduğu için. Sabah olduğunda camlardaki yerlerini almıştı küçük bedenler, koca yürekler. El sallıyorlardı bize, hüzünlenerek yeni köyümüze doğru yol alıyorduk. İkinci gün şirin bir köy karşılıyordu bizi. İki bloktan oluşan, sınıflarında soba, öğrencilerinde sevgi olan bir okul vardı karşımızda. Hemen sevgi çemberimizi kurduk, bu şirin okulun bahçesine. Bu sırada yine ilgili veliler ile karşılaştık. Anlattıklarımızı, onlara da aktardık. Onlar da umut doldu, çocuklarına yeniden inandı kimisi, kimisinin ise çocuğuna olan inancı arttı. Etkinlikler, güzel bir hava her şey yolunda; her şey sevgi kurallarına uygun olarak gerçekleşiyordu. Onlarca anı paylaşılmış, anı olacak onlarca şey yaşanmıştı. Etkinlikler, oyunlar, deneyler derken bir günün daha sonuna gelmiştik. “Hayat bayram olsa” yı 46. kez söyledik, el ele ve zıplayarak. Eller sallandı yine. Biz ise iki günde yaşattığımız, yaşadığımız mutlulukların haklı gururunu yaşıyorduk.
Doya doya iki gün daha yaşamış olduk. Yaşadık dediğimiz iki gün daha oldu hayatımızda. Biz “gönüllüyüz” gönüllerimiz umut dolu. Değer veriyoruz çocuklara, onlara inanıyoruz. Onları, onlar oldukları için seviyoruz. Bizim övünç kaynağımız çocukları güldürebilmek. Bu zor bir şey değil. Bunun için sadece inanın ve yola düşün. Çocukların kalpleri her zaman açık, sadece bunu fark etmemizi bekliyor. Ne mutlu çocukları güldürenlere, ne mutlu onlara inanlara, ne mutlu Anadolu’ya güneşi yaşatanlara, ne mutlu yola düşenlere, ne mutlu daha gidecek çok yolları olanlara.


Bursa-Balıkesir Projesi
Muhammet Erkam Avcı