Dilara Bektaş

Geçen senenin son projesi, Manisa projesi, benim için hüzünlüydü. Bir sonraki sene derslerim daha ağır olacak projelere sık sık katılamayacağım diye düşünüyordum.
Koskoca bir yaz geçti ve bu senenin ilk projesi geldi, inanılmaz heyecanlanmıştım, aylar sonra çocuklarla buluşacaktım. Daha sonra bütün seneyi bu şekilde tamamladım ve her projeye katılmamı sağlayan da bu heyecandı sanırım.
Şimdi yine bir sene sonu projesine daha katılmış oldum. Yine hüzünlüyüm fakat bu seferki hüznümün sebebi seneye daha az katılırım diye düşünmem değil, kulübün en sevdiğim insanlarından olan Zeynep'in ve Erkam'ın son projelerinin olması. Aslında pek inandırıcı değil, dayanamazlar ki gelirler diyorum hep, ''Ne yapar eder gelirsiniz değil mi?''
Kulüp onlarsız eksik olur benim için... Bu yazıya onlara teşekkür etmekle başlamak doğru olur sanırım. Kulübü kuran, geliştiren insanların emeğine sağlık…
Proje için ise şunlar söylenebilir, gittiğimiz iki köy de, televizyonda izlediğimiz, bize uzak gelen, asfalt yolu olmayan, teknolojinin pek uğramadığı, tezeklerin kapı önlerinde biriktirildiği köylerdendi. Bu yüzdendir ki çocuklar adına projeler gayet verimliydi.
Aynı şekilde köylüler de beyaz önlüklü insan görmeye hasrettiler, gördükleri anda kaç gün daha buradasınız, ben şekerimi ölçtürmek istiyorum diyenler oldu. Keşke o an onlar için bir şeyler yapabiliyor olsaydım.
Bir de bizi tanıdıktan sonra diş doktoru olmak isteyen öğrenciler vardı. Bu nasıl güzel bir duygudur anlatamam... 'Dilara abla diş doktoru olmam için ne yapmam gerekiyor sen nasıl bir yöntem izledin' diyor Doğan o gün yazdığı mektubunda.
Yibo'ya gelince, yine parçalanmış hayatlara ev sahipliği yapıyordu. Edanur vardı orada. Annesi babası ayrılmış, ağabeyi uyuşturucudan hapse atılmış, ablaları kocaya kaçmış bir Edanur vardı... Annesi, ''İzmir'de Ödemiş diye bir yerde'' idi. Tanımadığı bir insanla evlenmek zorunda kalmıştı. Edanur da babası ve üvey annesiyle geçinemediği için yiboya verilmişti.
Cumartesi akşamı odasına gittiğimizde bunları anlatmıştı bize. Gündüz ağabeyinin evine gidip evi temizlediğinden ve yurda geri döndüğünden de bahsetmişti.
Edanur daha 6. sınıfa gidiyordu ve kaldırabileceğinden çok daha fazla yükü vardı omuzlarında, fakat o yine de gülebiliyordu ve ekliyordu da: 'Ben ablalarım gibi olmayacağım, kocaya kaçmayacağım, okuyacağım.' Edanur gibi bir sürü çocuk için gidiyoruz işte. Onların hayatlarına dokunmaya gidiyoruz. Onlar okusun kendilerini kurtarsın diye bizim bütün bu çabamız.. Biz sabah 5te kalkmışız, haftasonu eğlenmek yerine onlara gitmişiz, sınavı dersi boşvermişiz çok mu? Edanur'dan bu cümleyi duyduktan sonra değmez mi tüm bunlara?
İlk projesi olandan kırkıncı projesi olana kadar, emeği geçen herkese, bir kez daha teşekkürler... Daha gidecek çok yolumuz var, seneye de aynı heyecanla devam edelim olur mu?


Bursa-Balıkesir Projesi
Dilara Bektaş