Gökhan Sırma - VAN Üşümesin

“Öğle vakitleri, karnım yavaştan acıktı. Köy kokulu ekmeğe katık olacak otlu peynir yeme zamanları işte. Bugün de günlerden Pazar bol bol top oynarım. Bu arkadaşlar da amma mızıkçı gelmedi hiçbiri bugün, evlerinden çıkar gelirler birazdan...”
Tam bu anda oldu belki de yeryüzünün en çirkin hâli. Sadece 8 saniye, gözlerinizi kapatıp sekiz saniye sayın. Açmazsanız daha iyi, çünkü açtığınızda tüm ailenizin bir toz bulutuyla size el sallayamadan veda ettiğini göreceksiniz. Arkadaşınız Yunus’un bedeninin beton yığınları arasında kalırken, bir umutla size bakan kocaman açılmış gözlerini göreceksiniz. Altı kardeş aynı odada yattığınız evin artık olmadığını fark edeceksiniz. Okul zili uzun süre çalmayacak. “Ama ben küçüğüm, babam olmadan nasıl yaşarım’’ diye isyan etme şansınız olmayacak.
Mağrur bir baba, çocukları için belki de kendi acıkan karnı için hayatında yapmadığı şeyleri yapacak, insanlarla kavga edecek; yemek için uzun sıralarda gözlerindeki muhtaçlığı gizleyemeyecek, “Hayat Güzeldir” denilip mücadele edilecek. Bunlar olurken tv programında bir kadın, “zaten hakettiler” imâları, söylemleri yapacaktı. Çadırlar yetersiz, hava soğuk ve giyecekler göçük altında, bebeklere verilecek mama yok ama işte hayat güzeldir. Bir çok küçük dünyanın, tamiri ve telafisi imkansız yıkılışlarına karşılık, Marmara Üniversitesinde bir avuç gönüllü özenle hazırladıkları yaklaşık 600 koli destekle bir nebze yaraları sarmaya çalışacaktı. Coğrafyasının zaten adil davranmadığı bir yere, bulunduğu coğrafyadan dolayı adaletsiz davranan insanlara inat yapacaktı işte bir şeyler.
Aradan 1 yıl 3 ay geçti
Bir telefon ve can yakan bir diyalog. ”Abi siz Çarşı grubuyla gelmiştiniz, sizi tanıyoruz, burada çocukları kışa karşı koruyacak botları bile yok. Kendimiz için zerre kadar bir şey istemiyoruz ama çocuklar...” Kara kış, soğuklar, maddi yetersizlik, öğrenci için çok önem arz eden final haftası bizi engelleyecek değildi ya, çünkü burada özne “çocuklar”. Güneşin Çocuklarına Yardım Kulübü kolları sıvadı ve Anadolu’ya uzanma vakti geldi.
Hedef doğrultusunda sosyal medya iyi bir araç olacaktı. #Birçocuküşürse dedik; 15 000 insan vicdanımız rahat etmez dedi. Etrafımızdaki herkes bir şekilde yardım etmek istedi. Çizgilerimiz belirgindi. Kendi kardeşimize hediye edemeyeceğimiz kıyafeti kesinlikle götüremeyecektik. Yepyeni 240 bot, mont alındı. Minik atkı ve eldivenler sahiplerine ulaştırılmak üzere kulüp konteynırına getirildi. Tam 90 koli giyecek yolu koyuldu. İstikamet Van!
Şimdi çocuklara dokunma vakti geldi. Van’a varır varmaz Anadolu konteynır kente gittik. Haberlerde gördüğüm terlikli kız fotoğrafı canlı bir şekilde karşımdaydı. Karların arasında sıra sıra dizilmiş yaklaşık 10 metrekarelik konteynırlardan kurulmuş bir mahalle. Çocuklar kendi dünyalarını kurmuşlar hemen oracıkta. Ayağında bot olmasa da yazlık ayakkabılarla top oynuyorlar ya da kardan bebek yapıp kardan yemekler yediriyorlar. Gülümseyince de, Melisa: “Komik bir şey yok” deyince sesli sesli gülüp sarıldım. Her konteynırdaki çocukların listesine göre poşetler hazırlanıp hediyeler teslim edildi. Cem Abi’nin de hatırlattığı gibi sağ elin verdiğini sol el görmesin dendi. Kapıda çok vakit harcamak istemedim. İnsanların, hallerinden utanır ve çekimser tavırları olursa vicdanen yıpratacağına inandım. Kulübe yakışan bir şekilde, çocukların gözlerinin içine baktım ve gülümsedim, bazılarına doyasıya sarıldım belki boynunu saracak atkıdan daha çok ihtiyacı vardır diye. Her zamanki gibi kelebek etkisi diyorum kendi kendime ve bir çocuğun daha hayaller kurarak uyumasını diledim. Malum büyüdükçe hayaller küçülecek, bari şimdi yaşayabilsin, tadabilsin bu hazzı. Başucunda yeni ayakkabısı ile uyuyacaktı bazı çocuklar.
Güle güle Serhat, eminim bir gün daha farklı bir yerde ve daha güzel bir şekilde karşılaşacağız ve belki de gönül rahatlığıyla seninle kayabileceğiz yine donmuş karlar üzerinde ama bu defa etrafımızda konteynırlar olmasın.
Güneşin Çocuklarına Yardım Kulübü


VAN
Gökhan Sırma