Tuncay Türk

Aklımda herkes gibi geldiğimden beri beni oyalayan dalıp gittiğim anlar oluyor. Hemen hayata adapte olamıyorum. Dalıyorum olmadık yerlerde düşünüyorum. Otobüsün küçük dar koridorunda ne çok şey yaşayabiliyormuş insan, ne de çok eğlenebiliyormuşuz. Tanımadan kucaklayabilen ve gözünün içi gülen ne çok insan varmış… Köy halkının ne de çok ihtiyacı varmış bizi görmeye, bizimle eğlenmeye, halay çekmeye en önemlisi bizimle emeklerini paylaşıp gülümsemeye… Ne çok ihtiyaçları varmış çocukların abileriyle ablalarıyla elim sende oynamaya, onlara sarılmaya. Çok ihtiyaçları varmış öğretmenlerimizin çekinmeden top oynamaya, eğlenmeye, kendi okullarında küçük bir çocuk olmaya… İhtiyacım varmış çocuklara bir şey anlatırken gözlerinin büyüdüğünü görmeye. İhtiyacımız varmış merhaba birleeeeeeeer demeye, öğretmenler odasını okul bahçesine taşımaya… İhtiyacımız varmış Yibo’nun son ayarda yanan kaloriferinin dibindeki yalnızlık soğuğunu yemeye, kahverengi dolaplarında ailesinin yanına giderken önemsenmeyip bırakılan oyuncaklar görmeye. Gece yatarken minik gözlerden damlayan gözyaşlarını hissediyorum o yatağa yattığımda… Kocaman Yibo’nun sert esen özlem rüzgârında hasta oluyorum. Olabildiğince çocuğa sarılıp olabildiğince zıplamaya çalışıyorum omuz omuza. İki gün de olsa verelim umutlarımızı çocuklara diyorum, ileri taşısınlar bayrağımızı, açalım ufuklarının önündeki perdeyi gösterelim güneşi, güneşin çocuklarıyla…


Niğde-Nevşehir Projesi
Tuncay Türk