Merve Gezer

Dile kolay tam 2 buçuk yıl… Güneşin Çocuklarına Yardım Kulübünü geç bulmanın verdiği burukluğu yüreğim attıkça hissedeceğim. İlk gittiğim projenin heyecanını, ilk tuttuğum çocuğun elinin sıcaklığını, Merve abla deyişlerini kulağımdan eksik etmeyeceğim. Güneşimiz, umudumuz gün geçtikçe büyüdü ve bu hafta sonu minik ellere dokunmaya, umut dolu hayalleri koklamaya Bolu-Sakarya projesi için yollara düştü.
Yol diyorum ama siz bakmayın. Heyecandan kıpır kıpır çocuklar oluyoruz yollarda. Tüm gecemiz uykusuz geçiyor çocukları düşündükçe. Yolun her kilometresinde geride bırakılanın sadece İstanbul olmadığını anlıyoruz. Kentlerin; kaosu, karanlığı her türlü zorluğu köye adım atana kadar uçup gidiyor aklımızdan.
Sabah ilk gördüğümüz yüz bir çocuk yüzü, ilk duyduğumuz ses bir çocuk sesi. Nasıl anlatılır bilmem ki masumiyet. El ele tutuşup sabah sporuna başlıyoruz. Her zaman sevgiyi, sevmeyi öğretelim çocuklara diyoruz. Soruyoruz: ‘’Çocuklar çemberimizin adı ne olsun?’’ diye. Bir çocuk bağırarak ‘’barış’’ diyor. Barış çemberi olsun abla. Umudumuz artıyor, gözlerimiz doluyor. Düşünüyoruz nedir barış?
‘’Herkesin kardeşim demesidir birbirine, yarın yeni bir dünya kuracağız demesidir ;
Ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle. Barış budur işte.’’
Bütün gün rengarenk hayallere dokunuyor, heyecan dolu gözlere umut olmaya çalışıyoruz. Onlar okuyup bizleri geçsinler diye belki soğuk, belki kütüphanesi bile olmayan okullara kitaplar götürüyoruz. Sözler alıyoruz. Sözler veriyoruz. Bize mektuplarınızda okuduğunuz kitapları anlatın olur mu çocuklar diyoruz. Söz diye bağırıyorlar. Daha yüksek, daha yüksek sesle. Sanki yıllar sonra bile o sözleri, o sesleri hissedecekmişiz gibi geliyor. Öğlen arasında oyunlar oynuyoruz. Gün sonunda hep birlikte bütün dünya buna inansa, birlik olsa çalıyor mesela. Yalnız bir köşede oturan bir çocuğu fark ediyoruz, ilk ona koşuyoruz. Oynamak istemiyor, onunla oturuyor alkış tutuyor bir gönüllü. Bir çocuğun kalbine dokunmak onun isteklerini görmekten geçiyor çünkü.
Ayrılık vakti geliyor. Sarılıyoruz, kokluyoruz. Gidemiyoruz. Gözlerimiz en az kalbiniz kadar taşıyor sevgiyle. Yeni güneşlere, yeni hayallere koşuyoruz.
Geceyi yiboda geçiriyoruz ki bu çok büyük bir şans oluyor. Birçoğumuz daha önce yurtta bile kalmamış oluyoruz. Yiboda kalan her çocuk ayrı bir hikayedir, tamamlanmayı bekleyen. Gecemiz onlarla sohbet etmekle geçiyor. Okuyun çocuklar diyoruz ama biliyoruz ki onların okumaktan önce sevilmeye ihtiyaçları var. Aylarca evine gidemeyen Merve Naz, gözleri ışıl ışıl bakan Ege, sizinle basketbol oynayan Cemal nasıl olur da sevilmez ki? Sabah uyanıyoruz. Demir bardaklarda çayımızı içerken bir durup düşünüyoruz, yapamam dediğimiz her şeyi, pes ettiklerimizi, umudumuzu yitirdiğimiz anları. Bir çocuğun mektubu geliyor aklımıza. Merve Abla:’’Yapamayacağın şeylere kendini zorla, inan ve yapamayacağın şeyleri yap.’’ Umudumuz yenileniyor ve yeni kalplere dokunmaya koşuyoruz.
Güneşimiz bu defa Sakarya’yı aydınlatıyor. Ellerinde bayrakları, dillerinde hoşgeldinleri ile karşılıyor bizi çocuklar. Çemberimizin kardeşliği ile huzur doluyor bütün köy. Tüm günümüz gülümsemelerle, hayallerle dolu dolu geçiyor. Soruyoruz büyüyünce ne olmak istiyorsunuz diye. ‘’Anne’’ olmak istiyorum diyenler çıkıyor. Neden okumaları gerektiğini anlatıyoruz. Umutları artsın diye üniversiteyi anlatıyoruz, okumanın zor olmadığını. Hüzünleniyor, gülümsüyor. Gülümsüyor, hüzünleniyoruz.
Gün sonu geliyor. Otobüsün camlarına yapışıyor, son kez masumiyete bakmak için birbirinizin önüne geçmeye çalışıyoruz. Güneşimiz, umudumuz yeniden yollara düşene kadar sabırsızlıkla bekliyoruz. GÇYK’ya ihtiyaç duyulmayan sevgi, barış dolu günlere..
20.10.2015


Bolu-Sakarya Projesi
Merve Gezer