Ahmet Rasim Akdağ

Güneşin Çocuklarına Yardim Kulübü
Dilruba ne demek biliyor musunuz?
Hemen sözlüklerini açıp bakanlar veya şıp diye söyleyenler olmuştur.
Siz zahmet etmeyin, ben söyleyeyim.
Dilruba, ilk ve basit anlamıyla gönül çalan, gönül kapan demek.
Teoman’ın şarkısından farklı ama bu.
Dilrubanın anlamı, benim için çok daha farklı.
Benim dilrubamın ismi de Dilruba.
Dilruba, niye o okulda olduğunu soramadığım hatta neredeyse hiç konuşmadığımız ama candan,
sımsıkı, sıcacık sarılışıyla benim gönlümü çalan, ikiye giden, Arnavutköy Yatılı İlköğretim Bölge Okulu öğrencisi.
İlk teneffüste, arkadaşım Rasim şu kızla ilgilenir misin dediği için sadece sırtını sıvazladım ve sınıfına git hadi dedim. Sonra görevli olduğum sınıfa girdim.
Ve ders bitip de dışarı çıktığımda, üzerime bir şey koşa koşa geldi ve boynuma atladı.
Baktım, Dilruba.
Adını bile daha o an öğrendim.
Sonra hiç inmedi kucağımdan.
İlk başta başka öğrencilerle de ilgilenmeme izin vermedi. Kıskandı, paylaşmak istemedi.
Neden sonra anladı sanırım neden orada olduğumuzu ve izin verdi.
Seval’i gördüm sonra Dilruba kucağımda gezerken. Logar kapağının üstünde tek başına oturuyordu.
Birkaç bir şey söyleyebildim.
Demek ki bizden kimse ilgilenememiş Seval’le.
Ufacık bir ilgi bekliyormuş meğer.
Onunla da konuştuk biraz ve öğle yemeğinde geldi buldu beni.
Ondan da sözler aldım. Tıpkı adaşım gibi.
Ahmet ise altıncı sınıf öğrencisiydi.
Girdiğim ilk sınıfta idi. Kendini tanıtmak istemedi ve ağlamaya başladı.
Arkadaşları adı Ahmet deyince, benim adım da Ahmet deyip aldım çıktım dışarı. Gel seninle erkek erkeğe konuşalım dedim.
Annesini özlemiş.
Öldü zannettim.
Benimki de öldü dedim.
Şuradalar dedi, okulun arkasını gösterdi.
Meğer başlarından atmışlar Ahmet’i, çalışıyorlarmış.
Kedileri, köpekleri, 25 tane güvercini, tavukları varmış Ahmet’in ve hayvanları çok seviyormuş.
Henüz karar vermemişti ne olacağına. Birlikte veteriner olmaya karar verdik.
Ama benim annem hala ölüydü.
Sözler de aldım ondan. Bana mektup yazacak, derslerine çalışacak, veteriner olacak, annesini üzmemek için bir daha ağlamayacak, Tuğrul’un kendisine vurmasına izin vermeyecekti.
Ve ayrılık anı.
En son giderken de Ecem ile tanıştık. O da sözler verdi bana.
Ve Dilruba.
Defalarca öptü beni. Sımsıkı sarıldı. Dış kapıya kadar geleyim dedi.
Seval ve Ecem de yanımızdaydı.
Öptüm Dilruba’yı defalarca.
İndirdim kucağımdan ve koşa koşa gitti.
Bir köşeye çekilip ağladı belki.
Belki de hemen mektup yazmaya başladı.
En azından ben öyle olmasını istedim.
Demirlere tırmanan, bizden ufacık hatıralar almak isteyen çocuklar, gözyaşları, otobüsün arkasından sallanan eller.
Hepsi hala gözlerimin önünde.
Ve Dilruba’nın sıcaklığı.
Şimdi benim ne “eski” ve “yeni”ler umrumda.
Ne de sigara içmeyin deyip ilk fırsatta içen gönüllüler.
Ne hatalar umrumda ne de projenin amacına ulaşmamış olduğunu düşünenler.
Ne dernek ne de vakıf umrumda.
Ne yorgunluğum, ne ağrıyan ayaklarım, ne de boynuma, sırtıma, kollarıma, bacaklarıma sarılıp da birlikte yürüdüğümüz beş altı çocukla tekrar incittiğim bileğim umrumda.
Hiçbir şey, hiçbir şey umrumda değil.
Benim umrumda olan, Mazhar, Doğan, Umut Can, Müzeyyen, Ceren, Betül, Buse, Gözde ve
Dilruba’nın bana söylemediği ama boyun kartımı Dilruba’ya vermek için alan Dilruba’nın abisi.
Ve gönlümü çalan kız.
Dilruba.
Ve pişmanım şimdi katılamadığım her proje için.
Proje bile demek kötü geliyor aslında bana.
Deneysel bir şeymiş gibi geliyor.
Ama proje veya yardım, adı neyse, çok önemli bir şey bu.
Kim bilir daha nice Dilrubalar, Umut Canlar, Gözdeler, Müzeyyenler var Türkiye’nin dört bir yanında ve bizi bekliyorlar.
Ne kitap, ne kütüphane, ne de oyuncak bekliyorlar.
Sadece ufacık bir sevgi göstermenizi bekliyorlar.
Sırtlarını sıvazlamınızı istiyorlar.
Sonra zaten kollarınıza bırakıyorlar kendilerini.
Şimdi bu yazının sonuna gelirken, anlattığım şeyler gözlerinde canlanmamışsa bir sonrakine siz de gelin.
Kendi gözlerinizle görün.
Daha gidecek çok yol var.
Daha gidecek çok köy okulu, çok YİBO var.
Daha ne Dilrubalar, ne Gözdeler, ne Sevaller, ne Ecemler, ne Mazharlar var.
Daha gidecek çok yol var.


Arnavutköy Projesi
Ahmet Rasim Akdağ