Nükhet Taşdelen

Gökhan’ın ‘Arkadaşlar İstanbul’a geldik’ sözüyle açıyorum yarı uykulu gözlerimi… Bir an, çok küçük bir an unutuyorum nerede olduğumu, ne yaptığımı. Etrafa bakıyorum, bahara durmuş dallarıyla Anadolu çoktan geride kalmış. İstanbul’un o hiç sönmez ışıkları aydınlatıyor yolumuzu lakin ruhumuzu asla, Zira bizim ışığımız başka. Sonra saate bakmayı akıl ediyorum her nasılsa; gecenin içinde sabahın dördündeyiz..
Filmlerde olur ya hani, görüntüler hızlıca geriye sarar, adımlar geri geri gider, yaprak yerden havalanıp ağaca döner. Öyle geçiyor zihnimden görüntüler, iki gün evveline Cuma akşamına kadar.. Tek bir anını dahi atlamadan , unutmadan hafızamın en özenli köşesine kaydetmek istiyorum Uşak- Burdur projemizi, GçYK’yı, bizimle olan gönlü güzel dostlarımızı, boynuna sarıldığım, ‘abla sen çok yukardasın’ deyip bacağıma sarılan kardeşlerimi..
Gönüllerimiz bilir; GçYK otobüsüne çok değil bir kez binen bir daha mümkünü yok inemez o otobüsten, kopamaz o insanlardan, gittiğimiz köylerden en mühimi de o pırıl pırıl çocuklardan. Tüm bunların farkında olarak bir yılı aşkın bir süredir biniyorum GçYK otobüsüne her defasında biraz daha artan bir heyecanla, istekle.. Oysa geçen zaman insanın heyecanını kırar her yerde. Gelin görün ki burada öyle olmuyor. Aslına bakarsanız GçYK’da hiçbir şey hayatın olağan akışına uymuyor.
Nasıl mı?
Neden mi?
Cuma akşamları otobüse bindiğimizde bir şey olur –ne olduğunu henüz çözemediğim- herkese tek tek mutluluk iksiri içirilmiştir adeta görünmez bir el tarafından. İstanbul’da bizi düşüncelere, sıkıntılara hapseden ne kadar dert, tasa varsa, aşağıda bırakır öyle bineriz otobüse. Herkesin ama herkesin yüzü güler ilk projesi olup da çekinen gönüllüler ise itinayla güldürülür. Bunu iş edinenler seyyar olmakla birlikte çoğunlukla otobüsün arka koltuklarına konuşlanır.
Ertesi sabah, belki bir dağ yamacında devletten uzak bulutlara yakın bir köy okuluna belki de Uşak- Burdur’da olduğu gibi yeşilin her tonunu görebildiğimiz ovalarla, buğday başaklarıyla çevrili bir köy okuluna varacağımızı, bizi sevinçle bekleyen kardeşlerimize sarılacağımızı bilir, heyecanımıza heyecan katarız.
Hemen Nimet abla etkinlik programımızı okur bize; anlatılır, konuşulur yarın neyi nasıl yapacağımız. Apo abi sesini katık eder yolumuza, eşlik ederiz ona. Sonra sohbet başlar ve herkesin tek tek hali hatırı sorulur, yeni gönüllerimiz içtenlikle davet edilir dostluk deryamıza , gönül soframıza.. Bir damla , bir damla derken dört yılın sonunda, bugün; koca bir deniz olmamız işte bundandır. Az sonra birinin başı ağrır yahut boğazı. ‘Ağrı kesicisi olan var mı?’ sorusu üzerine otobüsün en az yarısı çantasına davranır, ilacı uzatmak için. O otobüste birinin bir derdi varsa- ne olursa olsun-çare bulmayı, derman olmayı herkes kendine vazife edinir.
Başta da dedim ya hayatın olağan akışına uymayan şeyler olur orda.
Sonra bir gönüllümüzün diş ağrısı başlar, Mehmet abi, Merve ve Dilara abla ömrümüzde gördüğümüz en anlayışlı, ilgili diş hekimleri olurlar. Dilara abla gönüllümüzü teskin etmek için konuşurken bir bakarım saçlarını okşuyor arkadaşımızın ‘bir anne şefkatiyle’.. Ne güzel bir andır, bir bilseniz.. Yollar bitmez, bazen aksilikler de, o otobüsteki her şeyden kendini sorumlu sayan bir başkanımız vardır mesela, Gökhan abi.. Tek tek her gönüllümüzün evine nasıl ulaşacağını dahi düşünen..  Yüzüm asıktır mesela, Melis abla, Özge abla en dostane seslerini alıp gelirler yanımdaki koltuğa. Sorarlar, dinlerler , çözüm bulmaya uğraşırlar. Dostturlar, samimidirler en az diğer gönüllerimiz kadar.. Son projemdir, çoğumuz gibi. Gözler buğulu , kimisi başarır birkaç damlayı yerinde tutmayı kimisi tutamaz ben gibi.. Sarılır Demet ablanın boynuna.. Yaşlar akıp gider usulca..
Aslında ; adlar, unvanlar hep gelip geçicidir, GçYK ise her dem daim olandır, olacak olandır. Bizler nereye gidersek gidelim hep birer GçYK gönüllüsü olarak kalacağız. O sevgi çemberinde tutmuşuz birbirimizin elini , nasıl bırakırız?! Hayatlarımızın olağan akışına ters..
Sonra proje esnasında etrafa bakarım, yorulmayı memnu kılmıştır herkes kendine. Köyün tüm kadınları okulun bahçesinde toplanmış gözleme açarlar o öpülesi elleriyle bizim için. Bunu görür, daha da mutlu olur gurur duyarız insanımızla. ‘işte bu deriz bizi biz yapan tam da bu ‘ deriz içimizden..  Çok değil birkaç gün evvelinde bir büyük felaket yaşamışızdır SOMA’da. Herkesin yası, güler yüzünün arkasında gizlediği gözyaşı vardır proje boyunca. Unutmayız. Kardeşlerimizle beraber okulun bahçesinde SOMA yazarız, yakalarımızda o günün rengiyle aynı kara kurdelelerimizle.. Her şeyin, olup bitenlerin farkındayız ve hep de olacağız.. Acılarımızı içimizdeki umutla inançla yok edeceğiz.. İşte böyle geçer GçYK’nın iki günü, günleri.. Bu izlenimi okuyacak – özellikle- yeni gönüllerimiz ve henüz o otobüse binmemiş gönüllü adaylarımız size kısa bir mesajım, ricam var: 4 yıldır yollarda köylerde, o çocukların umutlarında düşlerindeyiz, bunu biliyor, buna yürekten inanıyorum. Tek bir çocuğun bile hayatında ‘iyi bir şeylere’ sebep olduysak ki biliyorum olduk, 4 yılımızın her projesi buna feda olsun, fazlasıyla değer. Öyle güzel şeyler yapılıyor ki o projelerde sayfalarca anlatsam yine de bitmez. Hayat akıp gidiyor dostlar, çocuklar büyüyor, kitaplar yazıyor birileri, birileri okuyor, öğretmensiz öğrencisiz okullar çoğalıyor. Bizler bunlardan sorumluyuz, kafamızı kuma gömüp vicdanımızı susturmak bizlere göre değil.. Eğer SEN de ufacık bile olsa bu sorumluluğu hissediyorsan, gel bin o otobüse.. Mucize neymiş, niçin olurmuş, - benim gibi- aradıklarını ve hatta aramadığını dahi o otobüste bulmak nasıl bir güzellikmiş gel, sen de gör… 
GçYK BİN YAŞA


Burdur Projesi
Nükhet Taşdelen