Doruk Biçici

Güzel insanlarla tanışıp çıktık yola. Herkes aklını kurcalayan soruları, kafasına taktığı sıkıntıları İstanbul'da bırakıp otobüse doluşmuştu. Kahkahalar eşliğinde yolculuğumuz devam ederken gönüllülerin tek isteği bir an önce okula varmaktı. Amaç belli: "Yüzler gülecek, gözlerdeki ışıltılar hiç sönmeyecek."   Söğütalan Köyü'ne gelip son virajı dönünce yokuşun aşağısında duran onlarca kafa otobüse döndü ve okulun demir kapısına doğru koşuşturmaca başladı. İşte o anda içimizde yaşanan heyecan ve tedirginliğin tarifini henüz bulan olmadı. Sonunda okuldaydık ve gülen yüzlerle kucaklaşma anı gelmişti. Kalbimin atışı hızlandı da hızlandı. Çünkü en zor andır otobüsün üç basamağını inmek, bazen bitmek bilmez. İnince ise dünya değişir, bulutlar mavi ve pembeye boyanır. Öyle de oldu.   Protokolle selamlaşma, öğretmenlerle sohbet, öğrencilerin gösterileri, sabah sporu derken etkinlik saati gelip çatmıştı. İlk etkinliğim boştu. Anasınıfından başlayarak gönüllü abi/ablalar gülen yüzleri birer birer sınıflarına götürdü. 5 dakika geçmeden tüm kapılar kapanmıştı. Koridora hakim olan sessizliğe göğüs germeye çalışıyordum ama beceremedim. Ben buraya kendimi dinlemeye gelmemiştim ki. Hemen en yakınımdaki sınıfa daldım ve öğrencilerin arasına karıştım. Gönüllüleri ve gülen yüzleri izlemek etkinliğin başında durmaktan daha çok haz veriyordu bana. Onların her hareketini süzüyor, boş kalan bir öğrenci gördüğüm an yanına sokulup sohbete başlıyordum. Peşi sıra gelen etkinliklerimde ise çocuklarla strateji oyunları oynayarak önce eğlencenin sonra da öğrenmenin tavana vurduğu bu önemli 19 Mayıs gününe güzel başlamış oldum. Projenin en kötü tarafı ise okula sırtımızı dönüp otobüse yürümek sanırım. İşte o zaman çevremi saran çocuk ordusu ve minik ellerin üzerimde gezinme anında insanın kendine hakim olması güçleşiyor. Bu projede çözümü şans eseri buldum. Kamera bendeydi ve uzaklaşıp gönüllülerle çocukların vedalaşmalarını çekecektim. Onlarla kucaklaşıp gözlerimin dolmasına istemeden de engel olmuş oldum. Züferbey YİBO'da ise Dilara'nın fotoğraf makinasına el koyarak anı ölümsüzleştirme bahanesiyle sevmediğim vedalaşmadan kaçtım.   Pazar sabahı yine kahkahalarla, şaşkın bakışların sağı solu incelemesiyle okula ulaştık. Bu sefer tam manasıyla köydeydik. Hemşirenin atandığı ve haftalardır yerine birinin gelmediği, ilçe merkezine 35 - 40 kilometre uzaklıkta bir "köy" okulu. Çocukların hayallerinde sadece bir kalemin yer aldığı dört duvara adımımı atmıştım. Oyunlar oynadık, beraber yemekler yedik ama yaptığımız hiçbir şey ayrılık zamanını geciktirmeye yetmedi. Yağmur altında ıslansak da şarkılara hep bir ağızdan eşlik ettik. Tam otobüse yönelecekken kamera ve fotoğraf makinalarını göz ucuyla aradım, bulamadım. Bende önüme gelen her öğrenciye doyasıya sarıldım, sarıldım, sarıldım...   Dönüş yolunda mezun olacak arkadaşlarımın üzüntülerine tanık oldum. Bursa - Balıkesir senenin son projesiydi ama onlar için gerçekten "son" projeydi. Giresun yolunda keşke demeye başlamıştım, keşke ilk başta GÇYK'da olsaydım, onlarca başka çocuğa kalbimde yer açsaydım diye ama aramızdan ayrılacak olanları görünce keşkeler yok olup gitti. Erkam'ın bize emanet ettiği bu kulübü yüzlerce gönüllünün gücüyle zirveye ulaştırmak için önce kendime sonra projede emeği geçen tüm arkadaşlarıma söz veriyorum. İçten dostluğunuz için hepinize çok teşekkür ederim.


Bursa-Balıkesir Projesi
Doruk Biçici