Gökhan Sırma

Heyecan bu defa haftalarca öncesinden başladı. Kulüp kurulduğundan beri hedeflenen doğu projesi nihayet yapılacaktı. Çocuk, yeryüzünün her coğrafyasında aynıydı aslında. Bunu ıspatlamaktı birazcık da niyet.
2 Gün boyunca depoda yapılan ummalı çalışmalara katılan gönüllülerin ve iliklere kadar ıslanılan yağmurlarda oyuncak taşıyan gönüllülerin, emeklerinin meyvesini yeme vakti yaklaşıyordu.
Havaalanında 22 beyaz tişörtlü genç, sırtlarında "Daha Gidecek Çok Yolumuz Var" sloganıyla tüm "kim la bunlar?" bakışları altında, oradan oraya kolilerce "umut" taşıyorlar.
Elazığ'a varıldı ve Malatya YİBO’da heyecanla çarpan yüreklerle olan hasret sona erdi. İnsan daha önce hiç görmediği bir insana nasıl mı hasret kalır?
Gökhan Dinç ile bir kardeşimiz arasında geçen bir diyalog:
-Siz uyumadınız mı?

-Abi siz geleceksiniz, bu heyecanla nasıl uyuyalım.

Yatılı okuyan bir köy çocuğuna uzaklardan, çok uzaklardan gelen bir üniversite öğrencisinin daha önce nasıl tasvir edildiğini bilmiyorum ama bu gösterilen saygı ve sevginin ve samimiyetin olması için saniyelere bile ihtiyaç kalmaması şaşırtıyor insanı. İlk göz göze geldiğimizde elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen mağrur bir çocuğa sarılıyorsunuz sonra içinde ne kadar birikmiş yalnızlık ve itilmişlik varsa dışarıya atarcasına boynunuza sarılıyor. Bu empati bazen bir kaç salise bazen ise 24 saatimizi alıyor. Bazılarına ise ulaşamıyoruz, hasarın derinliğini varın siz düşünün.
Montla uyuyanlarımızın, donarak öleceğini düşünüp gece ağlayan arkadaşlarımızın olduğu soğuk yatılı odalarında kalıyor bu çocuklar.(Bu cümlede hiçbir abartı yoktur.) Kimisine ailesinden bahsedemiyorsun bile, her an göğüsleyemeyeceğin bir cümle dökülebilir ağızlarından... Yemekhanede yemek yiyebilmek için burnunuzu kullanmamanız gerekiyor resmen. Bunlara rağmen her şey normalmiş gibi davranıyorduk. Her şey bu kadar dramatik görünürken çocuklarda, yemin edebilirim ki gerçek sevgi ve çok geniş bir bakış açısı vardı.
Sabah sporu ve ardından yapılan etkinlikler... Kimi Strateji oyunlarını çok sevmişti, bazıları bilimi, bazıları çocuk edebiyatını, bazıları da sanatı. Hepsi bizi çok sevmişti, biz de onları. Her türlü eksikliğe rağmen "Hayat bayram olsa" dedik. Hani bazen bir yerlerden ayrılırken ceplerinizi veya çantanızı "Neyi geride Bıraktım?" deyip kurcalarsınız ya, bu defa ardımızda kalan şey öyle basit bir şey değildi...
Elazığ’a geri dönüyoruz. Başka bir YİBO bizleri bekler. Kömürhan köprüsünün Harput'a sadece şarkılarda baktığını öğrendik. Yol üstü mola yerleri rehberine Beko Kavurma'yı da ekledik. Yine bir akşamüstü ve gelinen başka bir YİBO ama bu defa görüntü çok farklı. İmkanların sonuna kadar verildiği, fiziki şartların en iyi olduğu bir yatakhanedeydik sanki. Her yer pırıl pırıl, odalar sıcacık, nevresimler tertemiz, yemekhanede hijyen sağlanmış. Hayal ettiğimiz YİBO burada, var işte. Her şeyin bu kadar iyi olması şaşırttı elbette. Bu derenin suyu belli ki farklı bir yerden akıyordu. Çocukların fiziki halleri sevindiriyordu ancak biraz çember içine alınmış hissi veriyordu ruh halleri. Elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştık.
Kelebek etkisi işte sadece dokunabiliyoruz sonrasını sadece tahmin edebiliyor insan.
Ve son proje, Elazığ-Baskil'de bir köy okulu. Sadece ilk kademe yani 1.2.3.ve 4. sınıfların bulunduğu bir okul. Çocuklar en güzel elbiselerini giyip gelmişlerdi yine. Arkadaşları gibi daha temiz kıyafeti olmadığı için okul üniformasıyla gelenler de vardı aralarında. Veyis abilerinin getirdiği kıyafetlerden armağan ettik onlara. Köy halkının misafirperverliği, Anadolu insanı tabirinin içini dolduruyordu adeta.
Her okuldaki gibi burada da bir GÇYK kütüphanesi kuruldu. Gönüllülerin "onlara götürün" dediği kitapları yerine teslim ettik... Oyuncaklar olması gereken ellerdeydi artık. Etkinlikler yapılıp gönüllere umut tohumları ekilmişti. Çocuklarla söylenen şarkılar, oynanan oyunlar; otobüsün gözden kayboluncaya kadar koşuşturmaları ve sallanan elleri geride kalmıştı.
Hadi şimdi bu çocukluğuna döndüğün günleri bırak da, İstanbul’a, insanların birbirinin yüzüne dahi bakmadığı şehre geri dön.
Yol boyunca söylediğimiz türküleri, güreştiğimiz karlı yol molalarını, Müge’ye söylettiğimiz mantar şarkısını, Harput kalesini, yediğimiz kavurmayı unutmayacağım ama Malatya’daki çocuğun "Abi bir gün oldu ama..." deyip sesinin çatallaşmasını ve cümleyi tamamlayamaması, sarılıp hemen otobüse gittiğim anı ömür boyu hatırlayacağım.
Sanki Arnavutköy YİBO’da bana sarılıp ağlayan çocuğa benziyordu sesi.
Yeditepe üniversitesinden gelen o güzelim dostlara ve özveri ile her an yaşanan tersliğin üstesinden gelen GÇYK ekibi, bana bunları yaşattığınız için minnettarım…


Elazığ-Malatya Projesi
Gökhan Sırma