Gökhan Dinç

GÇYK haftasonu Diyarbakır ve Mardin’deydi. Yıllarca sadece olaylar çıktığında gördüğümüz yerlerde güzellikler için bulunuyorduk. Daha önce maddi durumumuz elverişli olmadığı için gidemediğimiz bölgelere bu sefer sınavlardan hemen sonra harçlıklarımız ve bazı tanıdıklarımızın maddi desteğiyle gidebiliyorduk. İlkokuldan bu yana dostlarımın anlattığı toprakları görecek olmanın heyecanı vardı.
Havaalanında birlikte 3 yıl boyunca Anadolu yollarına beraber düştüğümüz, onlarca güzellikte her daim yanıbaşımızda gördüğümüz dostumuz Bilal elinde baklavalarla karşılıyordu bizi… Diyarbakır Belediyesi çalışanlarının gönüllü olarak aralarında para toplayarak finanse ettiği araçla yol alıyorduk Mardin-Yeşilli’de bulunan YİBO’ya… Ufak bir molada cüzdanla beraber unuttuğum montum için mola yerine telefonla abartısız yarım saat ulaşmaya çalışıyordu şoförümüz… (Ertesi gün başına bir iş gelmesin diye ofise kilitlenmiş bir şekilde buluyordum montumu…)
Hayat boyu en mutlu olduğum geceleri yatılı okullarda geçirdim. 8-10 kişilik koğuşlarıyla, gıcırdayan kapılarıyla, soğukluğuyla, yanıbaşımda bedeninden büyük yüreği olan kardeşlerimle, en temiz ve yiğit gönüllü dostlarımla… Daha önce çatalla kavga çıktığı için çatalın yasaklandığı bir YİBO benim için de onlarca projeden sonra bir ilkti. İdare anlayışının değişmediğini görmemenin hüznü sarsa da hızla yaptığımız maçla kendimize geliyorduk. Etkinlikler bitince bizlerden ayrılmamak için ağlayan kardeşlerimi gördükçe aklıma hep aynı soru geliyordu. Hayatında 6 saat gördüğü ve bir daha göremeyeceği, gram menfaatinin olmadığı bir kişi için çocuklar dışında ağlayan kimse var mıdır hayatta ?
Buradan geçilen Diyarbakır’da benzer anılar vardı. Yatakhanedeki yastık savaşları, Kürtçe, Türkçe Zazaca türküler, paylaşılan anılar… Van depremiyle ilgili bir anımdan bahsederken biz empati nedir iyi biliriz diyerek ağlayan 7.sınıf öğrencileri…
Pazar sabahında geçtiğimiz 3 derslikli köy okulu, 3 karışı aşmayan boylarıyla köy yollarında volta atan çocuklar, gezerken köpekler saldırmasın diye bizle gelen köylü kadınlar, elimizi eğilerek sıkan eller, kendi evlerinde bizler için yemekler yapan anneler, bizlere Kürtçe’nin en samimi haliyle teşekkür eden nineler, hesabı almayacağını bildiğimizden çayımızın parasını masaya bıraktığımız onu da koşarak geri getiren esnaflar…
Ahmet Kaya en çok Diyarbakır’a yakışıyordu. Diyarbakır sokaklarında eski teyplerde çalan ezberimizdeki Ahmet Kaya şarkıları bizleri bir duygudan diğerine sürüklüyordu.
Bizlere neredeyse ailemiz kadar çok şey kattı GÇYK… GÇYK ve Anadolu’yu anlatmaya çabalamak nafile… Şehirlerde dört bir yanımızı hırslar, dedikodular, kariyerist telaşlar sarmaktayken bazen içten bir merhabaya hasret kalıyoruz.
Gezmeden, görmeden, bilmeden, gönül bağı kurmadan Anadolu’nun hiçbir toprağı anlaşılmaz.
"Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır"
(Projede bizlerle olan Mardin- Kızıltepe’de öğretmenlik yapan dostumuz, gönüllümüz Bülent’e Diyarbakır’da yakın zamanda hakim-savcı olacağına inandığım Bilal’e en içten sevgilerimle… Öğretmenler Günü’nü projede çocuklarla geçiren öğretmenlik yapan gönüllülerimize ne desem eksik kalır.)


Diyarbakır-Mardin Projesi
Gökhan Dinç